Davul setinin tarihi, tek bir çizgide ilerleyen bir gelişme değil, ihtiyaçlara verilen art arda cevaplardır. 1920’lerde bando kalıplarını tek kişiye indiren düzen, 1930’larda swing orkestralarının gürlüğüne, 1940’larda bebop’un hızına, 1960’larda rock’ın sahne ölçeğine, 1970’lerde fusion’ın karmaşıklığına göre yeniden biçimlendi.
Her dönemde zamanın taşındığı yer değişti. Önce bas davulda, sonra hi-hat’te, ardından ride zilinde; funk ile birlikte on altılık hi-hat dokusunda, modern yaklaşımlarda ise çoğu zaman hiçbir tek uzuvda değil, kalıbın bütününde. Bu kayma, teknik tercihten çok müziğin dokusundaki değişimin sonucudur.
Bugün bir davulcu, yüz yıllık bu birikimin tamamına aynı anda erişebiliyor. Bir ölçüde second line salınımı, bir sonrakinde bebop ride kalıbı, nakaratta funk dokusu kullanmak olağan sayılıyor. Üslupların ayrı tutulduğu dönem geride kaldı; bugünün ölçütü, hangi malzemenin nerede yerinde durduğunu bilmek. Ekipman da bu birikime uyum sağladı: ince ve hızlı sönen ziller, kalın ve geniş olanlarla aynı sette yan yana durur; akort tercihi artık tarza göre değil parçaya göre yapılır.
Derslerimizde tarih ayrı bir ders olarak değil, çalışılan her kalıbın kaynağı anlatılarak işlenir; kursiyer çaldığı figürün nereden geldiğini bildiğinde, onu nerede kullanacağına da kendi karar verebilir.